Bir yere ait olmak: Ayaklarımdan kök gibi bir şeyler çıkıyor galiba
- Handeliko

- 13 Haz 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 16 Haz 2025
Hayatım boyunca kendimi bir yere tam olarak ait hissetmedim.
Bir memleketim olmadı. Annemle babamın memleketleri vardı ama oralar bana yılda birkaç hafta kaldığım için yabancıydı. Çocukluğum boyunca üç beş farklı şehirde yaşadık. O şehirlerde de hep yabancıydım.
İstanbul'a geldiğimizde de yine aynı şekilde yabancıydım. İstanbul'da on yıl kadar yaşadıktan sonra gerçekten benimsemeye başladım, o zamana kadar önceki geçici yerlerin hissinden farksız değildi.
Gittiğimiz yerlerin benimle annemle babamın işi dışında bir alakası yoktu. Herhangi bir ailevi, kültürel veya geçmiş bağımız yoktu. Sevdiğimiz veya benimsediğimiz yerler, tercih edilmiş şehirler de değildi.
Ben bu şehirlerdeki yaşama, bu yaşamların her ayrıntısına, en ufağından büyüğüne kadar her şeye yabancıydım. Çocuklarına, alışkanlıklarına, dillerine, ağızlarına, yemeklerine, damak tatlarına, davranışlarına, neyin normal kabul edilip neyin ayıplandığına, sokakların nelerle dolu olduğuna ve daha bir dünya şeye tamamen bir başka gezegenden gelmiş gibi bakıyordum. İnsanları tanımıyordum. Uzaylı gibi.
Uzaylı benzetmesine bağlanacaksa mevzu, "Ben hayatım boyunca uzaylıydım," demem beklenir genelde bu girizgahın sonunda. Ama öyle demeyeceğim. Hiç uzaylı gibi hissetmedim. Aksine hayatım boyunca, uzaydaki türlü çeşitli gezegeni dolaşıp duran ve uzaylılarla temas kuran tanıdığım bildiğim tek insan, yegane dünyalıydım. Benim dünyamdı gerçek olan, etrafımda sürekli değişip duranlar benim dünyamın biraz ötesindeki farklı gezegenlerdi. İnsanları, yani o gezegenlerin sakinleri ise benim gerçek dünyamın uzaylılarıydı.
Bir yerden sonra uzaylı olanın onlar olmadığını, diyar diyar gezen ama aslında hiçbir yere ait olmayan bir göçebe olarak benim onların dünyalarındaki uzaylı olduğumu anladım. İnsanlar genelde uzun süreler anlamlı bir bağ kurdukları yerlerde kökleniyor, coğrafyanın verdiği aidiyet denen bir hisle yaşıyorlardı. Bende bu his hayatımın büyük kısmında olmamıştı. O kadar yoktu ki bu aidiyet hissi; böyle bir şeyin yokluğunu bile anlamamış, varlığının ne demek olduğunu sorgulamamıştım.
Evet, lafta vardı benim de ait olduğum bir yerler. Ergenlik yıllarından sonra asi bir tavır başladı beklendiği gibi. "Ben takmıyorum öyle memleketmiş filan," gibi konuşmalar yapmayı öğrendim yetişkinliğin de yabancı olan dilini konuşmaya ufak ufak başladığım dönemde.
Sonra ara sıra beni yoklamaya başladı içimde bir rahatsızlık. Kendime annemle babamın yabancısı olduğum memleketlerinden ait hissetmelik anlamlar yarattım. Bunu sadece ihtiyaçtan, içimdeki eksiğin rahatsızlığından dolayı sipariş üstüne yaptığımdan çakma nike gibi duruyordu üstümde. Nikey, logosunun bir kenarında orinalinde olmayan bir çentik var. Deri olması gereken yerler ise bir ayda katlanıp dökülecek sentetik ve dandik bir malzemeden yapılmış.
Bir yerden sonra artık bir yere ait olmadığımı olgunlukla kabullenip kendimi göçebe olmanın kollarına bırakmış, ona ait olmuştum. Göçebeliğin ruhumun tüm zerrelerine işlemiş olan doğası ve ben, uzun zaman önce birbirimizin olmuştuk. Bu aitlik hissi de sonsuza dek süreceğini düşünsem de gerçeklerle karşılaşan bir ilişki gibi bitti. ben aramızdaki bu aidiyet duygusunu sonsuz zannederken, ona ruhani anlamlar yüklerken, bir yere ait olmanın dünyeviliğini unutmuştum. Bir fikre, düşünceye veya duyguya da ait olabilir insan ama bir yere ait olmak için bir yer gerekir.
Şimdi, tam bu sıralarda, ilk defa kendimi bir yere ait hissettim. Kendiliğinden oldu, ben böyle bir algımın olduğunu bile artık düşünmüyordum.
İlk defa bir yere ait hissettim ve bir yere ait olmanın nasıl hissettirdiğini anladım. İlk kez karşılaştığım bu duyguyu anlatmak için hiç düşünmeden bir gün "Ayağım yeryüzüne ilk defa değecek gibi hissediyorum. İlk kez toprağa basıyor gibiyim." dediğimde bunun ne olduğunu, o olduğunu anladım.
Bu, bir yere ait olmanın hissiydi. Ayağını toprağa değdiren şey. İnsanın köklenmesi demek ki böyleydi. Ayaklarının altından minik kökler çıkıyor gibi.



Yorumlar